Merkez Bankası Faiz Kararı ve Yansımaları

Evet, neler oluyor diye herkesin kafasındakileri yazacak değilim çünkü herşey açık bir şekilde ortada ama olayları hatta olaylar zincirini okumak gerek. Esas mesele faiz derecesinin yükseltilmesidir.

Faiz derecesi-iskonto oranı-refinansman oranı-uçot derecesi-merkezi bankanın politik derecesi(yerine göre değişir bu terim) Merkez Bankası’nın ülkedeki diğer bankaları para kitlesiyle temin etmesidir. Basit bir ifadeyle desek (bankanın sermayesinden başka), Merkez Bankası ticari bankalara ve diğer finansal kuruluşlara borç verir ve bu bankalar da hem sıradan vatandaşlara(gerçek kişiler) hem de çeşitli şirket ve kuruluşlara(tüzel kişiler) borç sağlar.

Bir bankanın Merkez Bankası’ndan 1 milyon dolar alabileceğini varsayalım. 1 yıl sonra, Merkez Bankasına aldığı toplam tutarı ve o dönemde toplanan yeniden finansman oranını iade etmelidir. Aynı yıl, banka bu fonları ahali ve kuruluşlara yüksek faiz oranıyla vermekle gelir yaratmaktadır. Bu rakamı açıklamamız gerekirse, Merkez Bankası tarafından belirlenen oran mesela %10’dur. Banka, Merkez Bankası’ndan %10 oranında kredi alıyor ve vatandaşlara 18%’le veriyor. Aradaki fark, ticari banka veya kredi kurumununun geliridir.

Yukarıda faiz derecesi oranı(ne isterseniz deyin) meselesini anladınız. Peki bu faiz derecesi nasıl belirleniyor? Bu olay ülkedeki mevcut ekonomik durum ve enflasyon seviyesi dikkate alınarak belirlenmektedir. Enflasyon seviyesi yükselirse, Merkez Bankası faiz derecesini yükseltiyor ve aksine tersine enflasyon seviyesi inince faiz de azaltılıyor. Faiz dereceleri düşük olduğunda krediler de rahatlıkla insanlar tarafından alınıyor.

Sonuç olarak, insanların parası arttıkça onların alım kabiliyeti ve pazardaki aktifliği yükselir. Böylece, ürünlerin değeri yükselir. Satıcılar, ürün hacmi azaldıkça fiyatları yükseltmeye başlar. Aynı zamanda enflasyon paralel olarak artmaya başlar. Yüksek enflasyon düzeyi insanların yaşam koşullarını etkiler. Enflasyon ne kadar yüksekse, insanların yaşam koşulları o kadar düşüktür ve elbette ki bu onları tatmin etmez. Bu da, devlet için bir tehdittir. Bu nedenle, faiz oranı ülkede bir enflasyon aracı rolünü oynar. Yeniden finansman oranı(yukarıda refinansman dediğimiz) düşük enflasyon yüzünden yükseltilir. Bu yüzden kredi faizleri yükselmeye başlar. Böylece, kredi almak vatandaşlar için karlı değildir ve satın alma gücünde kendini yansıtır. Para değer kaybediyor diyelim ve banka 24 aylık kredi verdi ve belirlenen bir tablo var. Müşteri ona uygun bir para öder her ay ama ödenen para paralel olarak değer kaybediyor. Banka eski müşterisinden kaybettiği parayı yeni müşterisine faiz arttırarak alır. İnsanların parası azalır ve daha az harcama yapmaya başlarlar. Onlar tarafından kazanılan miktar sadece mecburi günlük harcamalar için harcanır.

Buraya kadar faiz derecesi meselesini anladık. Şimdiyse Türkiye üzerinden örneklendirelim. Rakamları 3.55 ne bileyim 4.50 şeklinde yazmayacağım. Düz rakamlarla gideceğim ki hesaplamak ve anlamak kolay olsun. Burda yazacaklarımıı kimse konuşmaz. Banka çalışanları bile tam olarak anlamıyor, önlerine bir excel dosyası koyuyorlar, bilgisayarda rakamı yazıyorlar ve otomatikmen tablo çıkıyor. Okumalarını isterseniz mal gibi suratınıza bakarlar, o yüzden dikkatlice okuyun ve beyin filtrenizden geçirin ve anlayın.

1 doların 1 lira olduğunu düşünelim yılın ilk ayında. Faiz derecesinin de 8. Bankaysa 17.6 faizle kredi veriyor. Gittim bankaya 1000 lira kredi çektim. Banka bana bunu %10 faizden veriyor doğal olarak. Burda çoğunuzun bilmediği bir olay var bankalar size kredi verirken söyledikleri rakam gerçeği yansıtmamaktadır, her bankanın kendi faizi vardır ve bu rakama fifti derler. O rakamı 1.76 ya bölerler size derler sebebiyse rehin olarak koyduğunuz eşyanın, evin, altının, arabanın en az 1.76 defa pazar değerinin altında değerlendirilmesidir. Yani siz parayı vermezseniz hemen satmak için aşağı derecede sizden rehin alırlar o ürünü. Ben bankadan 1000 lirayı da 1000 lira şeklinde almam banka faizi ve komisyon faizi vardır yani %0.3 ve %2 de başka hesaplanır. Bu her yere aittir borsa bokt ve aklınıza gelebilecek diğer para akışı sistemlerindeki borç meseleleri gibi. Müşterinin eline geçen paradan çıkılır. Kısaca 1000 lira benim elime 1000-3-20=977 lira şeklinde gelir ama hesaplanırken faiz olarak 977 üzerinden değil 1000 üzerinden hesaplanır. Banka, 1000 liraya 1100 lira verir. Kısaca müşterinin eline geçen para 977’dir. Bu aradaki 23 lira komisyon olarak gözükse de aslında enflasyon faiz derecesinin değişmesi gibi olaylara hesaplanmış şeylerdir ve bankanın bunun için bahanesi yoktur çünkü size hizmet veren o kredi uzmanı arkadaş olayı bilmiyor. Yönetim kurulunun kararı falan der topu kendinden atar. 1 ay geçti üzerinden diyelim Türkiye’de olay oldu, para değerden düştü ve faizler yükseldi. Merkez bankasının faiz derecesi 10 oldu diyelim. Kredi faizi de 22 oluyor. Müşteriye denen rakamsa normal olarak 22/1.76 yani 12.5 olacak diye düşünüyorsunuz ama öyle değildir. Banka burada başka bir şey yapar, kredileri maaş üzerinden hesaplamaya başlar mesela müşteri 100 lira maaş alıyor diyelim. Burda yemek parası, kıyafet parası, elektrik, su, gaz masrafları çıkarılır. Bir miktar kalır ve yeni gelen müşterinin alacağı kredinin aylık ödemesi o rakamla ya eşit olmalı ya da ondan aşağı olmalıdır. Yok eğer öyle değilse banka kredi müddetini uzatmayı teklif eder. 12 ay ise 24 ay yapar aylık daha az ödeme yapması için çünkü maaşı buna el vermiyor. Daha da açalım 2 tane 12.5 vermek zorunda kalır müşteri. 1000 lira kredi çeken müşteri 125 lira faiz ödeyecektiyse de bir yılda(aylık 93.75 lira net para krediyi 1 seneye kapatmak için) şimdi iki sene olduğu için 250 lira faiz verecek yani aylık 52 lira verecek 24 ay içinde krediyi kapatmak için.

Bankalar ülkedeki belirsiz para siyaseti ve merkez bankasının faiz derecesini değiştirmesi yüzünden kredi ödemesinde olan gecikmelerinin günün faizi olan 1.76’ya bölmez. Direkte ilk olan faizle hesaplar. Yani arada kaybedilen günlerde uzayan kredide paralel olarak faiz derecesi yükseltilirse yatan para daha yüksek faizle geri dönsün ki kaybın üzerini kapatsın.

Bir ülkede böyle iğrenç ekonomik dengesizlikler banka para kredi sisteminde böyle istikrarsızlık varsa bu ülke bitmiş demektir. Kusura bakmayın ama ben yukarıda 1000 lira üzerinden örnek verdim. Siz şimdi bunu daha büyük rakamlar üzerinden düşünün. İster bankaya ister halka değen zararı düşünebiliyor musunuz? Türkiye merkez bankasının verdiği bu karar bir fiyaskodur, rezilliktir. 1.5-2 sene önce Türkiye mutlaka yüksek bir devalüasyon yapıp sabit kura geçmeliydi. Eğer devalüasyon yapılsaydı hatta yüksek dereceden devalüasyon yapılsaydı o değersiz para üzerinden işlemler yapmak ve onu değerlendirmek çok daha kolay olacaktı. Devlet elindeki 100 milyon doları satıp iç üretimdeki ne kadar ürünü satın alırdı, para akışı sağlanırdı, üretime teşvikler yapılırdı ve azalan maliyetler yüzünden ülkeden para çıkışı azalırdı. Ama hükumet komik bir şekilde değeri 5 olan para birimini göz göre göre sahtekarlık yaparak 4.6 seviyesinde tuttu. Eğer bunu yapıyorsan paralel olarak ülkeden para çıkışını durdurmak zorundasın. Para birimini değerli tutuyorsan elindeki parayla ürün değil teknoloji ithal etmelisin ki olay patlak vermeye başlayınca ihracatla olayı kapatasın ve dahi olay patlak vermeden önce bile bir kaç yıl sabit bir para siyaseti yürütüp para birimini o seviyede tutabilesin. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin 16 yıllık mevcut hükümeti işi yarım yaptı ve olay patlak verince ekonominin orası burası kaçmaya başladı.