Arka Bahçe

Kelimeler her zamanki gibi dökülüyor ve parmaklarım kâğıda yazıyor. Bu sefer farklı olan artık yazdıklarımı yakıp yırtıp atmayacak olmam. Her yazdığım nihayetinde benim bir parçam ve ben onlara bu şekilde davranırsam kendime de aynı şekilde davranırım. Sebeplerim çok ve karmaşık. En temeli artık duygularımın ifadesinden korkmuyor oluşum. Düşündüklerimizden ötürü kimse bizi yargılayamaz, buna hakkı yoktur. Biz de düşündüklerimizi söylemekten korkmamalıyız. Ne tepki alacaksak alalım, biz buyuz. Varlığımızı, içimizde geçenleri kabullendikten sonra yaşayacağımız süreç daha öncesine göre yeterince iç rahatlatıcı olacaktır çünkü vicdanımız rahat olduktan sonra başımıza gelenlerin hiçbir önemi olmaz.

Bu kulübün kurucusu ve fikir babaları arasında yer alan biriyim. Uzun zamandır dile getirdiğim fikirleri bir anlık yükselmeyle eyleme döktüm. Kaleme aldığımız yazıları okurken nasıl bir kişiliğe sahip olduğumuza önyargılarla karar vermeden anlaşılalım diye başlangıç yazısı kuralını ortaya attım. Kulüpte yazmaya başlayan her yazar, kendisini anlatan bir başlangıç yazısı yazacaktır. Açılışı benden, devamı benim gibi düşünen tüm kalem arkadaşlarımdan.

Benim şuan sahip olduğum karakteri belirleyen çoğunlukla lisenin son dönemi ve üniversite yılları oldu. Çocukluğumdan tayin ettiğim pek yansıma yok. Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde, erkek çocukların kız çocuklardan nispeten daha fazla sevildiği bir ailede, en çok sevilen erkek torunlardan üçüncüsü olarak doğdum. Babama, çiftçilikle hayat geçmeyeceği fikri gark etmiş ki gurbette çalışmaya gitmişti. Ufak bir köyde hiçbir çocukta yokken havalı tüfeğe ve bisiklete sahiptim. Büyükbabam bir dediğimi iki etmiyordu, aynı babaannem gibi. Her isteğimizin gerçekleşeceği bir dünya hayali yalnızca çocukken mümkündü pek ala. Sonra çocukluk bitti, babam bizi İstanbul’a getirdi ve hayat ilk tokadını attı. 2002’de büyükbabam vefat etti. On bir yaşında ergenliğe girmeye adım atmış bir çocuktum ve beni büyüten, hayatta asla yıkılmayacağını öngördüğüm adamı günden güne eridiğini görerek kaybettim.

Ben istemesem de aradan yıllar geçti. Bizi öldürmesini engelleyemediğimiz bir katil olarak gördüğüm zamanı hiçbir zaman sevmemişimdir. Lise hayatına istemediğim bir semtte başladım. Çiftçilikle ve işçilikle beni ve diğer kuzenlerimi büyüten ailemiz her daim orta gelir seviyesinden yukarı çıkamadı ama o zaman çok gelirin çok huzur getirmediğini bilseydim halimizden memnun olmayı bilirdim. Lisede geçen o kadar zaman boyunca okuduğum okula, arkadaş dediğim insanlara alışamadım ve asla kendimi ait hissedemedim. Kendimi tamamen bilgisayarın, sürekli genişleyen evrenden farksız internetin ellerine verdiğimde internetin, sosyal medyanın revaçta olduğu yıllardı. İlkokuldan arkadaşım Ali Osman ile Travian oynar, bana tüm bilgisayar bilgisini öğreten arkadaşım Emin ile forum siteleri açardım. Gece gündüz bilgisayardan vakit bulduğum sıradaysa okulda vakit geçirirdim. Okula gidişimin tek sebebi bando takımında gördüğüm biriydi. Okuduğum dört yıl boyunca ve bir süre de sonrasında olmak üzere uzun bir vakit kendisini çok sevdim. Elbette yazmamın ve bundan sonra yazacak olmamın sebeplerin birisi de O’dur. Tabii O’nu anlatacağım yazı başka olacaktır. Her ne kadar geçmişimi ve yaşadıklarımı düşünürken içim daralsa şuan yapabileceğim en iyi hobi bu. Ne müzik aleti çalabiliyorum, ne spordan hoşlanıyorum, ne de amaçsızca bir mekânda oturup vakit geçirebiliyorum. Haliyle vaktimi en iyi değerlendirebileceğim fiil yazmaktır.

Lisede birisine saplanıp kaldığımdan bilgisayardan kopamayan, içine kapanık, fazla sosyal olmayan bir ergenlik geçirdim. Üniversitenin de öyle olacağını düşünüyordum. İstanbul’u puanım tutmasına rağmen kalamadım ve Trabzon’a gittim. Kişisel hayatımdaki meselelerden genelde kaçarım ve bana pahalıya mâl olur. Üniversitede üzerimde tesiri çok yüksek bir öğretmenim vardı. Murat öğretmen. Yaratıcı fikirleri gerçekleştirmeyi, yaptığım çalışmaları görmüş olsa gerek beni yanına çekti ve kendisine ait STK’da çalışmamı istedi. Kabul edip haftanın iki günü orada çalışmaya, üç günü de okula ayırdım. Bu sayede ailemden maddi bir beklenti içine girmeden üniversitemi rahatça istediğimi yaparak okuyordum. Potansiyelimin en yüksek olduğu yaştaydım. Üniversitenin yaptığı etkinlikleri organize ediyor, sosyal faaliyetler düzenliyor, ünlü kişisel gelişimleri seminere getirtiyordum. Aynı zamanda hem okuyup hem çalışıyordum. Birden giriştiğim bütün bu sosyallik lisedeki halimden kurtulmamı sağladı. Bambaşka birine dönüştüm ve öncesinde olduğum kişiyle alakam yoktu. Trabzon’u da anlatacağım detaylı bir yazı olacaktır. Bu giriş yazısını biraz daha özet olarak düşünebiliriz.

Trabzon’da iki yıl geçirdikten sonra Marmara Üniversitesi’ne geçiş yaptım ve İstanbul’a geldim. Geçişin ilk yılı o kadar sosyallikten sonra zor gelecek derken benim gibi geçişle gelen bir arkadaşla tanıştım. Dersten derse ayaküstü sohbetler ederken bana fakültenin birinde yurtdışı geziler düzenleyen bir akademisyenden bahsetti. O zamanın Euro kuru çok düşük olduğundan Roma, Paris gibi yerlere 500-600 TL’ye götürüyordu. Arkadaşım fark etmedi ama benim gözlerimde önümdeki yılların nasıl geçeceğine dair şimşekler çaktı. Bahar döneminde ilk geziye katıldım. O yıl bütçem bir geziyi çıkartabildi. Bir sonraki yıl sürekli o fakültedeydim, arkadaşlar edindim ve tüm gezi planlarında odada yer aldım. Bahar dönemine kadar geziyi planlayan, tüm aşamalarda görev alan biri haline geldim. O yıl sayısız gezi düzenlendi ve hepsine katıldım. İstanbul’dan başka gördüğüm şehirler, bir elin parmaklarını geçmezken en sonunda sayısız şehir görmüş oldum. Tüm bunların karakterime kattıklarını da yine seyahat kategorisinde eklediğim yazılarla paylaşacağım. Hayatımın en çok değiştiği evre bu seyahatleri gerçekleştirdiğim zamanlardı.

İstanbul’daki üniversiteden sonra da son yıllarımı gezilerle geçirmiş biri olarak Jolly Tur’da çalışmaya başladım. Üniversitede gezilerde tanıştığım birini o anki benliğimle sevdim. Hep yaptığım gibi beni sevenleri sevemiyor, beni sevmeyenleri seviyordum. Bir kere bile sevdiğim birinin beni sevdiği olmadı. O’nun hakkında da ayrıca bir yazı kaleme alacağım. Turizmin yoğunluğuna o kadar kısa sürede alıştım ki artık her şeyi yapabilmek çok kolay geliyor. Gündüz çalışıp gece ek iş yapanları eskiden anlayamazken şimdi aynısını yapabilecek güçteyim. Çalışmama geçtiğimiz yaz üç aylığına ara vererek Bosna Hersek’te yaşadım. Daha önce gittiğim bir yerdi ama yaşamanın sayfalarca anlatılacak değeri var. Geri döndükten sonra tekrar Jolly Tur’a başladım ve hala çalışmaktayım. Herkes gibi çalıştığımız işte, okuduğumuz okulda tatmin olamıyor ve arayış içine giriyoruz.

Velhasıl kelam; lisedeki karakterimle hayata devam etseydim başka, ilk üniversitemdeki ile devam etseydim başka ve son üniversitede okuduğum bölümle devam etseydim başka hayatım olacaktı. İşte insanoğlunun değişmesi, aldığı kararlara bağlı olarak nasıl da orantılı oluyor. Yol ayrımında hangi tarafa gidersek, diğerini yok ediyoruz. Bazen karar almak gerektiğinde tüm eski düşünceler açığa çıkıyor, her farklı evre için farklı kararlar alınabiliyor. Görüldüğü üzere bu değişimler karar alma mekanizmasını bozuyor ve daha birçok yan etki yapıyor. Dolayısıyla yazmak her zaman iyi geldiği için artık bunu benim gibi başkalarını bulabilmek ve onlarla oturup konuşabilmek için yapıyorum. Bir nevi arka bahçeye attığımız tüm gizli saklıları ortaya çıkartma vakti gibi düşünebiliriz.