AK Parti Seçim Beyannamesinin Çürütmesi

Geçtiğimiz saatlerde AKP Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı beyanname hakkında birkaç kelam etmek istiyorum. Sloganın “Vakit Türkiye Vakti” olması bana Mehmet Şimşek’in yaptığı “fakir aile” ziyaretlerini hatırlattı. Şuana kadar yapılanın itirafıymış gibi oluşturulan slogandan bayağı rahatsız oldum.

İlk olarak söylenen Türkiye’nin dijitalleşeceği üzerine olan vaattir. Bu hayli komik zira AKP kadrosunda ve şuana kadar gelmiş hükümette teknoloji her zaman öcü olarak görülmüştür. Teknolojinin T’siyle işi olmayan bakanlar ve başbakanlar bu ülkeyi yönetmiştir. Binali Yıldırım’ın bulut teknolojisi hakkında yaptığı yorumu hatırlatmak isterim. “Bulut dedikleri bir şey var herkes oraya bir şey atıyor ama hiçbiri birbirine karışmıyor” gibi talihsiz bir ifade kullanmıştı. Ülkenin başbakanının Facebook ne Messenger ne Bulut Teknolojisi ne bilmemesi bence utanç vericidir. Yeni parti adaylarının da aynı doğrultuda gideceğinden şüphem yok çünkü teknoloji onlar için bağımlılık ve bundan kurtulmak gerekiyor. Çocuklarını bilgisayardan uzak, internetten habersiz yetiştirmeleri de bunun örneğidir. Sonuç olarak AKP ve dijitalleşme asla bir araya gelemeyecek ikilidir.

İkinci olarak söylenen genç potansiyelinin ekonomiye katkı sağlayacak şekilde yönlendirilmesi ve kadınların iş gücüne katılımının %40 oranında arttırılmasıdır. Bu da safsatanın önde gidenidir. Günümüze kadar gençlerin potansiyeli yok edilmiş, üniversitelerde bahar şenlikleri gibi tüm sosyal aktiviteler yasaklanmıştır. Meslek liseleri yerine imam hatip liselerine yönlendirilme yapılmıştır. Haliyle genç potansiyelin şuan tek bildiği mesleki hayatta hiçbir işine yaramayacak bilgilerdir. Yapılması gereken tekrar meslek liselerinin çoğaltılması ve gelecek iki neslin buraya yönlendirilmesidir. Beton mezarlıklara dönüşen sitelerden vazgeçip fabrikalar açılmalıdır. Görüldüğü üzere bu da mevcut hükümetin vaatleriyle örtüşmemektir çünkü kendileri inşaatçı bir devlet yönetimi algısına sahiptirler. Bunun yanı sıra kadınları da her zaman ikinci plana atmaya çalışan, erkekten aşağı gören karakterlerin son yıllarda yaptığı söylemleri hepimiz biliyoruz ve hatırlıyoruz. Düşüncelerine göre kadının yeri evdir ve sosyal hayatta yeri yoktur. Sonuç olarak içi boş vaatlerden biridir.

AB ve diğer yapılarla ekonomik ve siyasal ilişkilerimizin güçlendireceği söyleniyor fakat bunu da geçtiğimiz yıllarda Hollanda’ya yapılan atar-gider mahalle davranışlarıyla, Lüksemburg’u aşağılamakla, her olayda Almanya’yı suçlamakla ve diğer her ülke için “bizi kıskanıyorlar” demekle nasıl yapıldığını gördük. Seçilirlerse de devamının geleceği şüphesizdir.

En dikkatimi çeken vaat ise daha özgürlükçü ve daha adaletli bir yönetim anlayışının geleceği sözüdür. Güler miyiz ağlar mıyız bilemedim. Daha özgürlükçü deyip Wikipedia’nın, ara sıra YouTube’un, herhangi bir olay olduğunda Twitter’ın yasaklandığı, televizyonda muhalif insanların işine son verildiği, fikir özgürlüğü çerçevesinde ifade veren kişilerin tutuklandığı bir ülkeden bahsediyoruz. Daha adaletli deyip hiç alakası olmayan insanların terörden tutuklandığı, teröristlerin ve geçmişte bu işi yardım etmiş insanların ise kendi partilerinde milletvekili adayı yapıldığı ülkeden bahsediyoruz.

Üç Y ile mücadele sözü verilmiş ve bunlar kararlılıkla sürdürülecekmiş. Bunlar yasaklar, yoksulluk ve yolsuzluktu. Yasakların cirit attığı, insanların konuşmaya korktuğu, yoksulluğun çığ gibi arttığı, yolsuzluğun en ufağından en büyük kuruma kadar yansıdığı, yolsuzluğu ispatlanmış meşhur dört bakanın dışarda gezdiği, kimsenin hırsızlıktan-ihaleye fesat karıştırmadan-çocuk, kadın tecavüzünden-nefret ve ırkçılıktan ve sayamadığım sayısızca suçtan yargılanmadığı Türkiye’de mevcut hükümetin seçilirse adaleti, üç Y ile mücadeleyi getireceğine inanmak ahmaklıktır.